18 Ekim 2007 Perşembe

Bir kokunun peşinde (Bozcaada bağHANE)

Kokunun hayatımda ne kadar önemli bir yeri olduğunu GAP gezisi sırasında fark etmiştim. Ömrü boyunca deniz seviyesinde ve nemli ortamlarda yaşayan ve alerjilerden dertli bir kişi icin bu yeni durum fark edilmeyecek gibi değildi.

Kuru hava kokuyu taşımıyor ve beni saran hava uzay boşluğu hissi veriyordu. Kendimi cok tuhaf hissetmiştim. Sanki yoktum. Hiç bir şeyi önceden fark edemiyordum.

Oysa bugün; adamızın ızgara düzeni sokaklarında rüzgarın taşıyıp getirdiği o kokunun peşine takıldım. Tahminler yürüttüm. Evden bütün gün hiç çıkmadığım halde eve bana sormadan giren koku benimle yaşadı.

Sabah eğer fırından gelen ekmek kokusuyla uyanırsam havanın lodos olduğunu tahmin edebiliyorum. Bugün de lodos olduğu kesin. Ama bu daha yoğun bir kokuydu, ekmek kokusu değildi. Şekerli, kurabiye gibi, kek gibi, beni çocukluğuma götüren bir kokuydu.


Sorularım akşam cevabını buldu. Adamızın yenilenen fırını kandil simiti yapmıştı:)) Mis gibi mahlep kokan kandil simitleri, küçük kutulara yerleştirilmişti. Çocukken babamın Beyoğlu'ndan alıp getirdiği, renkli hışırlı kağıtlara sarılıp rafyalarla bağlanmış simitler aklıma geldi. Sıradan ama lezzetli. Ben özellikle susamlı olanlarına bayılırdım (hala). Oysa adada bugün, adalı çocukların hatıralarında yedikleri ilk kandil simiti markalı, süslü kutulardaki simitler olacak. Sizce ne fark eder?
Adam, adam, güzel adam: Bozcaadam