31 Aralık 2007 Pazartesi

Yeni Yılım Yazarak Geçsin Diye...


Oğlum, eşim ve ben evdeyiz. Diğer akşamlar gibi. Tek farkı saat 23 de dışarı çıkıp, kordona yürümek ve saat 24 olduğunda orada olmak olsun.


Geçen sene bu günlerde Marmaris'e yerleşen annem ve babamlaydık. Adaya yerleşeli tatil takvimimiz değişti. Buralarda hayat o kadar sakin ki tatile ihtiyaç duymuyor insan. Belki değişiklik için. Geçen sene bayram yeni yıl birleşmiş, "TATİL" zilleri zihnimizde çalmış, oğlanı okuldan kapmış ve yola çıkmıştık. Yıllarca yaz mevsiminde gördüğüm yerleri ilk defa kış mevsiminde görmüştüm.


İşte bu limon ağacı da Dalaman'da gördüğüm harika bir ağaç. Bunun gibi binlerce narenciye ağacı ile karşılaştım. Sokaklar bile mandalinalar ile süslüydü - özellikle Selçuk'ta. (Ne güzel yerdir - Selçuk ve Efes, benim için ayrı bir hatırası vardır)


Yeni yılda böyle bereketli bir yıl olsun hepimiz için. Hayallerimiz ve hatıralarımız eksik olmasın...

27 Aralık 2007 Perşembe

Mudanya Buluşması


İstanbul'da yaşayan çok sevgili (hatta en) arkadaşım, eşi ve oğluyla orta noktalarda buluşmaya çalışıyoruz. İlk buluşma Edirne'de gerçekleşmişti, sonra Yaman'ın doğumu nedeniyle bir süre ara vermiştik. Geçen bahar yine yeniden Uludağ Kirazlıyayla'da bir buluşmuştuk. Ada buluşmalarını saymıyorum elbette. Bayram için de buluşmaya karar verdiğimizde hepimizin aklına yol ve hava durumu takılmıştı. Yakın olsun, kolay olsun, sakin olsun derken aklıma Mudanya geldi. Son ana kadar sayımız bir türlü belli olmadığı halde yola çıktık. Şaka değil çarşamba akşamı ve hatta perşembe sabahı her an herşey olabilirdi. Neyse ki bebeklerin ateşi düştü, kocalar ikna edildi, annemle babam yolun sadece 2.5 saat olduğu konusunda kandırıldı (itiraf ediyorum!), kar yağmadı, sis olmadı ve hepimiz buluşma noktasına vardık.

Mudanya 20 bin nüfuslu bir sahil kasabası. Arkadaşlarım İstanbul Yenikapı'dan bindikleri feribotla 1.5 saatte gelmişler. Biz "4 saatte" vardık. Heyecanla otelimize yerleştik. (Zihni Sinir Problem: 4 saat + 1.5 saat = 5.5 saat / 2 = 2.75 saat, demek ki annelere 2.5 saat demek çok da yanlış değil???)

Montania Otel, Mudanya'da konaklamak isteyenlere tavsiye edilebilecek bir otel. Eskiden tren garı ve gümrük binası olarak kullanılan deniz kıysındaki bina otele dönüştürülmüş. Eski binada merdivenli çatı odaları ve restoran kısmı var. Ama biz yeni yapılan binadaki odalarda kaldık. Çocuk ve yaşlılarla merdivenli odalarda kalmak zor olur diye düşündük. Çocuklarla yedik, içtik, uyuduk. Tabu oynadık ve gaflarına güldük. http://www.montaniahotel.com/

Eski adı ile Trilye yeni adı ile Zeytinbağ'ını ziyaret ettik. Mudanya'ya 10 km uzaklıktaki bu sahil kasabasına giderken bölgenin zeytin ağaçlarının çamlarla kucak kucağa denize kadar uzanışını seyrettik. Çok verimli ve çok yeşil bir bölge.
Tatil boyunca otelin özenli ve lezzetli yemeklerinden, sabah kahvaltısındaki zeytinyağı ve otelde yapılan ekmeklerden ve çoook yüksek tavanlı yemek salonundan, her akşam piyanoyla yapılan hafif müzikten çok mutlu olduk.
Amma, dönüş günü Bursa'ya da uğramadan edemedik. Önce karavan keşfi, mini bir havlu operasyonu ve derken İskender. Kahvaltı edeli daha 2 saat geçmiş bile olsa hepimiz büyük bir iştahla İskender Kebapları ve şıraları mideye indirdik.

Yeni bir buluşma için Bursa'da vedalaştığım arkadaşlarımla çok keyifli bir tatil geçirebildiğim için çok mutluyum:))

(Fotoğraf Tirilye'de kullanılmakta olan bir ev, inanması güç!)

19 Aralık 2007 Çarşamba

Bayram Gelmiş...



Son yazıma bakınca epey ara verdiğimi fark ettim. Malum, sür(ün)en bir tezim var. Almanya'dan yeğen geldi gitti. Annem ve babam bize ziyarete geldi. Bayramı birlikte geçireceğiz. Nihayet bugune geldik. Daha da uzamadan oturdum blogun başına.(Bahane çok nasılsa!)


Yeğen gelirken shitake mantarı ile yapılan bir "şey" getirmiş. Kendi yaptığımız ekmekle kahvaltılarda yedik. Tadını benim dışında kimsenin beğendiğini söyleyemeyeceğim. Ben hepsini sildim süpürdüm. Zaten kutusu çok Avrupalı, beni kesmesi için şöyle 500 grlik falan olması lazım:) Sonra baktım ki pek de ucuz bir "şey" değilmiş. Bu sefer de Alamanya Japonya hattında geziye çıktım. Oh ne ala!

Burada pazara kırmızı alacalı, kimi yerleri oksit yeşiline dönüşmüş melki mantarı geliyor. Aslında satışı yasak, kendi toplayamayan tezgah altı satışlarıyla idare ediyor. Yarım kilosu 5 YTL civarında da piyasası var. Ama ben daha ağzıma yabani mantar sürmüş değilim. Bu konuda biraz fobiğim. Hayatta tatmadığım birşey olsa ölmem ya! Paşa paşa kültür mantarı yemeğe devam ediyorum.


Önümüz bayram tatili, keyifli, sağlıklı ve bereketli günler geçirmek dileğiyle...

9 Aralık 2007 Pazar

Pazar Pazar Eğin'e Gittik Geldik


Bu sabah karanlık ve yağışlı bir güne uyandık. Sokaklar öyle sessizdi ki belli ki herkes evindeydi. Ama biz ani bir kararla Eğin'e gitmeye karar verdik. Pazar sabahı nasıl gidilir? Ne zaman dönülür? Çanakkale Erzincan kaç kilometre? Hiç düşünmedik. Yataklarımızdan çıktık, çayımızı koyduk, soğanımızı çıkardık!! Evet, evet Eğin'e gitmek için kahvaltıda soğan yemeyi göze aldık.

Şaka bir yana, eşimin anne tarafı Eğinli. Ankara'dan Eğin peynirimiz gelmiş ya biz de dururmuyuz. Eşimin kahvaltı hatıralarını süsleyen, anneannesinin yaptığı kahvaltı piyazını yaptık. Böylece "sanal" alemde keyifli bir yolculuğa çıktık. O kadar yol gittik, Eğin'i göremedik ama kokladık, tattık, dokunduk.

Önce soğanımızı yumuşak ve sulu olanlardan seçtik sonra küp küp doğradık. Daha da sulanması için iyice mıncıkladık. Sonra içine peynirimizi ufaladık ve yine mıncıklayarak soğanın ve sularının peynirle iyice karışmasını sağladık. Sonra bolca reyhan ufaladık. Birazcık sıcak su ilavesi ile karışımın iyice yumuşamasını ve bir olmasını sağladık. Sonrası malum! Kızarmış ekmeklerimizle kah banarak kah çatalla afiyetle yedik.


(Bir büyük baş soğan, 300 gr Eğin peyniri (sert koyun peyniri de olabilir), 2 yemek kaşığı reyhan ve yarım çay bardağı sıcak su)

6 Aralık 2007 Perşembe

Ankara'dan Ağbim Geldi...


Her ne kadar evde şarap grubuna üye olmasam da ada'da bulunmak nedeniyle bulaşıyoruz. Ama bu gruptan öyle biri var ki tanışıklığımız Tijen sayesinde olmuştur. Kendisi Ankaralı bir şarap sever ve bugün iş nedeniyle Çanakkale'deydi.

Erhan Bey, arkadaşlarının tarifiyle (kim etmişse güzel etmiş) bir sosyal moderatör. Öyle ilişkiler kurup sürdürüyor ki bence şarap severlikten önce bu durum onun hobisi, yaşam tarzı. Onu tanımlamakta hep güçlük çekmişizdir ve bu yeni tarif gerçekten "cuk oturdu".


Yine eli kolu dolu gelmiş. Vişne şarabı, ahududu sirkesi, bunlar tabi ki kendi imalatı. Eğin peyniri ve pekmez de cabası. Eh biz de kendisini tanıdığımızdan zırhlarımızı kuşanmış hazır bekliyorduk.


Öğlen saatlerinde buluştuk. Hava çok yağmurlu ve soğuktu. Kısa çevre gezisi ve tanıtımıyla kendimizi Güzelyalı'da bulduk. Bu mevsim son derece sakin ve sessiz. Havada deniz ve odun kokusu. Çay içmek bahanesiyle orada bulunan Kardeşler Pidecisi'ne girdik. Adeta kumun üzerinde kurulmuş, önünde iki büyük çam ağacı bulunan ve nefis boğaz manzaralı salaş bir pideci. Sevdiğimiz bir mekan. 12 ay açık. Bu mevsim, hafta içi, öğlen saatinde, ortada kimseler olmasada fırın hep sıcak ve sobanın üstünde demlenmeye hazır çay. Önce oturduk, ısındık, sohbet derken dayanamayıp cantık ısmarladık. Cantık, Bursa, Bozüyük taraflarında yapılan, kalın hamurlu lahmacun olarak tarif edebileceğimiz bir pide cinsi. Çıtır ve lezzetli. Gelsin çaylar, gelsin cantıklar. Zaman uçtu gitti. Ankaralı Erhan Ağbiyi de yarın sabah Ankara'ya uçuracağız.