23 Ocak 2008 Çarşamba

Kısa Bir Mola


Oğlumla birlikte ben de tatile giriyorum. İyice tembellik etmeyi planlıyorum. Tüm çocuklara mutlu bir karne ve sıcak bir tatil diliyorum.

21 Ocak 2008 Pazartesi

Sürünüyorum!


Bitiremedim! İtiraf ediyorum bitiremedim. Tezim sürü(nü)yor. Bir heyecan oğlumla birlikte okula başlayıp büyük keyifle örgün kısmını bitirdiğim yüksek lisans programının tez aşamasında süründüğümü sağır sultan bile duymuştu herhalde. Nihayet büyük kısmını teslim ettim. Ama doğal olarak! eksiklerim çıktı ve yine uzadı. Konum yiyecek turizmi ve tabiki Bozcaada. En sevdiğim konuda bu kadar yavaş yol almış olmak canımı sıkıyor. İnadım inat devam ediyoruz bakalım. En büyük sorunum artan boyun ve bel ağrılarım, bir de ekran ve buzdolabı ışığı arasında kalan hayatım. Çalıştıkça yiyiyor, yedikçe çalışıyorum. Tartılara bakmıyorum. Allahtan önümüz bahar, ona güveniyorum. Şöyle yiyerek zayıflatan mucize bir rejim varsa yardımlarınızı bekliyorum:))

***

Bugün ne yesek sorusu ile dolaba bir baktım ki iyice boşalmış. Doğruca buzluğuna müracaat ve de fasulye piyazı yapmaca. Aslında ben şöyle oğlumun yetiştirdiği (bedelini fazlasıyla ödediğimiz , YTL bazında:) yazdan kalan domateslerimizle sıcak bir zeytinyağlı yapmak arzusundaydım amma, oğlum piyaz isteyince iş değişti. Şimdi akşama pırasalı piyaz yiyeceğiz. Oğlum neredeyse hiç pişmiş sebze yemiyor, ben de hepsini salata şekline sokuyorum, bu duruma babası da çok seviniyor. Eh ben de idare ediyorum. Pırasayı da bolca ve çiğ olarak tüketiyoruz üstelik soğan kadar kuvvetli de kokmuyor.


Piyazı yaparken kullandığım fasulye ise Çanakkale'ye has bir durum sanırım. Başka yerlerde de var mı? açıkcası bilmiyorum. Çanakkale'de Eylül sonundan itibaren havalara bağlı olarak içlenmiş yeşil fasulyeler kurutulmak için ayıklanıyor. Ancak bu içler kurumadan yaş olarak da satılıyor. Hatta bu iş o kadar yaygın ki pazarda birçok tezgahta taze iç fasulye bulmak mümkün. Mevsiminde hemen pişirip yemek inanılmaz bir lezzet, barbunya ile yarışır. Ben bolca alıp buzluğa da atıyorum. Artık hiç kuru fasulye almıyorum.

12 Ocak 2008 Cumartesi

Karnıbahar, kokan bahar...


Kış mevsiminde en sevdiğim sebze karnıbahardır. Bembeyaz haşlanır ve çiçeklerinin her biri küçük beyaz ağaçcıklarmış gibi gelir bana. Bir kök karnıbahar kocaman bir orman gibidir hatta kar yağmış bir orman. Hayal ürünü mini bir dünya.
Etseverlerden olmama rağmen haşlanmış ve henüzcakken zeytinyağı ve limon ile harmanlanmış ve de hemencecik tüketilmiş karnıbahar en az et yemiş kadar mutlu eder beni.


Anlaşılacağı gibi bugün yemekte karnıbahar vardı. Tencereyeğmayansmını hemen oracıkta öylece çiğ olarak kemirdim. En "kötü" huyum bu tip artıklarla çimlenmektir. Uzun zamandır kullandığım (hesaplamaya çalışınca anladım ki 18 yıl olmuş!:) çelik tencereme karnıbaharımı yıkayıp, parçalayıp yarım çay bardağı su ile koydum. Ocağın kahve gözünde önce buharı çıkıncaya kadar harlı ateşte sonra en kısıkta pişirdim. Bütün evi kokusu sardı. Karnıbahar kokusu tuhaf birşeydir. Mazoistce mutlu eder insanı. Nasıl olsa baş etmek imkansızdır. Bırak koksun!

Yemeklerin kokusu; ateşin, sıcaklığın, tokluğun, açlığın, mutluluğun , hasretin çağrışımlarını taşır bana.

Şu ebe sobe işine ben de bulaşayım bakayım. Ama şimdilik sadece Ekmekçikızı ebeleyeceğim. Nasılsa o kuvvetli halka biliyorum.

Sorum şu: YEMEKLERİN KOKUSU SİZE NEYİ ANIMSATIYOR

Karnıbahardan nerelere geldim ama olsun. Şu anda bol aromalı taze zeytinyağı ve limonla harmanlanmış karnıbahar ve ben pek mutluyuz. Darısı başınıza:))

1 Ocak 2008 Salı

Masalardan Fal Tuttum.


Dünden bugüne bir yıl geçti. Akşam PTT durumu gayet keyifli idi. Sağlıklı bir uyku ve zamanında uyanış. Ailecek yürüyüş ve Şakir'in yerine varış. Yolda Babalık'tan hain peynirli ve kıymalı börekleri almak da cabası. Şakir'in Yeri, Çanakkale'nin bilinen bir çayhanesi. Boğazın tam kenarında dışarıda veya camekanda oturma şansı olan bir yer. Hava içeride oturmalık. Paketlerimizle cam kenarında bir yer bulup yerleşiyoruz. Bizim gibi erkencilerin sayısı az değil. Garson meşgul. Masamız kırıntı dolu. Cebimden ıslak mendili çıkartıp gerekli hazırlığı yapıyorum, nedense. Gazete, dergi, çay ve deniz manzarası. Bu yılın ilk yunusları da bizi selamlıyor. Onları görmek hayalci yanımı destekliyor ve mutlu oluyorum.

Yan masaya "Gazetemizden" tanıdık biri ve ailesi yerleşiyor. Selamlaşıyoruz. O bizi tanımasa da tanınmaya alışmış elbette. Belli ki İstanbul'a doğru yola çıkacaklar, acele içinde kahvaltılarını edip kalkıyorlar.

Şimdi masadan fal tutma zamanı.

Masada kahvaltı tabakları önceden toplanmış. Geriye çay fincanları kalmış. Bir tanesinin kenarında birbirine paralel, gayet düzgün kağıdı açılmamış kesme şekerler ve kullanılmış kağıt mendil katlanıp yerleştirilmiş. Bir tanesinde bardak ve çay kaşığı içildiği gibi bırakılmış. Islak mendil epeyce hırpalanmış ve özensizce yanına bırakılmış. Bir tanesinde bardak ve tabak buluşmamış, birden fazla kullanıllmış kağıt mendil dağınık bir şekilde etrafında bırakılmış. Bolca kırıntı.

Bizim de kalkma zamanımız geldiğinde masamızı topladım, sildim süpürdüm. Bakarsınız bizi de izleyen başka bir çift göz vardır da falıma bakmaya kalkar.

Bana masanı göster sana kim olduğunu söyleyeyim:)))